477: Yosun Bağlamış Evler!

#BirYaşımaDahaGirdim etti 477!

Daha önce gidip gören oldu mu bilmiyorum ancak Danimarka'nın Læsø isimli adasında yosun bağlamış evler varmış. Hâlâ daha mevcudiyetini koruyor bu evler. Aslında yosun bağlamamış, adamlar bu evlerin çatılarını yaparken bilerek ve isteyerek (mecburiyetten de denilebilir) deniz yosunlarını kullanmışlar.



Laesoe Adası, Orta Çağ'dan beri etrafında oluşan gel-gitler dolayısıyla doğal olarak oluşan tuz havzaları ile meşhur bir yerleşim birimi imiş. Tuzu rafine etmek için tuz ocakları falan kurularak adanın gelişimi sağlanmış. Adada normal bir içme suyunda bile %15'ten fazla tuz bulunabiliyormuş.



Tuzu rafine etmek için kurulan tuz ocaklarının ihtiyacı olan yakıt da adada bulunan ağaçların kesilmesi ile elde ediliyormuş. Kese kese ağaç kalmayınca adanın tuz sanayisi de çökmüş. Ormansız kalan ada denizden esen rüzgarlara karşı da savunmasız kalmıştı. Kum fırtınaları tuz havzalarından getirdiği tuzları adanın üzerine seriyordu bu da toprağı verimsizleştiriyordu.

Ağaç ve orman yönünden o kadar fakir hâle düşmüşler ki ev yapacak bir kereste bile bulamaz hâle gelmişler. O yüzden evlerin çatılarını bu yosunlardan alt konstrüksiyonunu ise dalgaların kenara attığı odunlardan yapmışlar.

Deniz yosunu ve dalgaların karaya attığı odunlardan yapılan bu evler tuza iyice doygun olduğundan bozulmaya da meyilli değildi. 17. yüzyıldan bu güne ulaşmasının sebebi de bu.

Deniz yosunu olarak zikrettiğimiz bu bitki aslında botanik ve deniz biyolojisi ile ilgilenenlerin iyi bileceği zostera veya deniz çayırı. Denizlerde bol miktarda yetişen bu otlar yaklaşık olarak 1 cm genişliğinde ve 2 metre uzunluğundadır. 



İlk akla gelen soru bu yosunlar su geçirmiyor mu olduğudur. Evet ilk yapıldığında su geçirmez değildir ama kalın bir tabaka şeklinde olduğundan da evin içine su geçirmez. 12 ay geçtikten sonra da bu yosunlar iyice kenetlenerek su geçirmez hâle gelirler. İçeriğindeki yüksek tuz konsantrasyonundan dolayı da bu zostera otu yanmaz özelliktedir. 

1930'lu yıllarda bu yosunlu çatılar bir hastalıkla karşılaştı ve artık insanlar bu çatı tipinden vazgeçmeye başladı. 18. yüzyılda bu tarz evlerden 250'den fazla varken artık sadece 19 ev varmış. 2009 yılında da bu mirasın sonraki nesillere aktarılması için bir proje de başlatılmış. Bu projede hem bu mirasın korunması hem de günümüzdeki insanlara benzer evlerin yapılması hakkında eğitim verilmesi de varmış. 



Danimarkalılar o zamandan bu zamana kaybolan ormanlarının yerine yenilerini getirmeyi başarmış. Yeni ağaçlar dikilerek ada eskisinden daha ağaçlı bir hâle getirilmiş. 

Gidip görmek lâzım. Benim gibi yakın zamanda veya hiç gidemeyecek olanlar da Google Maps'e yüklensin. :)

Yorum Gönder

0 Yorumlar